Selanik’te festival coşkusu

Sideways (2005), The Descendants (Senden Bana Kalanlar/2012) fimleriyle en iyi özgün senaryo Oscarlarını alan Yunan kökenli Amerikalı yönetmen Alexander Payne son filmi The Holdovers’ın özel gösterimine katılmak için Selanik Uluslararası Film Festivali’nde izleyicilerle birlikteydi.

’12 yıl önce Marcel Pagnol’un 1935 tarihli Merlusse adlı dramatik komedisini izlemiştim. Filmi çok sevdim ve gelecekte yapmak istediğim projeler listeme koydum. Beş yıl önce yatılı okulda geçen bir TV dizisinin pilot senaryosunu okurken Pagnol’un filmini anımsadın, senarist David Hemingson’ı arayarak bana özel bir senaryo yazmasınıi stedim’ diyen Payne senaryo yazım sürecinin uzun ve zor olduğunu,The Holdovers’ın senaryosunu yazmadığı ikinci filmi olarak tanımladı.

Payne filminin temasını açıklamak yerine hazırlık dönemini anlatmayı yeğledi: ‘Yönetmen olarak projemi şekillendirmek benim için çok önemli. Öykünün iskeletini çıkardıktan sonra karakterin özünü, mizah, dram,tutku, final duyularını biçimlendiriyorsunuz. Böylelikle ortaya kişisel çalışmanız çıkıyor. Otobiyografik olanın içinden şahsi olanı ayırmanız gerek. David, New England’daki yatılı okulda okudu, benim yatılı okul deneyimim hiç olmadı, onun senaryosuna sadece duyarlılığımı kattım’.

Ana karakter seçiminin uzun sürdüğünü belirten yönetmen gerçek bir öğrenci bulduğunu, Hollywood ve TV dizilerinde çocuk, genç ve ergen oyuncuların yaşça daha büyük olduklarını, gerçek ergenler gibi rol yapamadıklarını, 800 aday arasından 80 çocuk seçildiğini ama onları da beğenmediklerini söyledi. Çekimin yapılacağı yerdeki okullarla , drama öğretmenleriyle temas ettiklerini, sonunda Dominic Tessa’yı bulduklarını irdeledi. Sideways’ın başrol oyuncusu Paul Giamatti için senaryonun özel olarak yazıldığını, karakterin adının Paul olduğunu, Giamatti’nin Laurence Olivier, Meryl Streep boyutunda olağanüstü bir aktör olduğunu da vurguladı.

MODERN TOPLUM VE EĞİTİM SİSTEMİ

The Holdovers, modern toplumu ve eğitim sistemini sorgulayan bir yapım, 1970’lerde geçiyor ama aynı zamanda günümüze yapıyor.

‘Kamerayı çalıştırdığınızda zamanı bir kapsülün, şişenin içine koyup kapatıyorsunuz. Politik, sosyal ve kültürel anlamda zaman diliminin herhangi bir döneminde nostaljik olmak zor. Son günlerde olup bitenlere bakarsak, dünyanın doğru yörüngede hareket ettiğini söyleyemeyiz ne yazık ki’ diyen Payne genç yönetmenlere Yunan sinemasının Altın Çağı’ndaki komedi türleri gibi komediler yapmalarını önerdi.

Paul Giamatti, Da’Vine Joy Randolph,Dominic Sessa’nın oynadığı The Holdovers, 1970’lerde seçkin bir yatılı okulda geçiyor. Noel tatilini okulda birlikte geçiren üç karakter mizah, sevecenlik dolu bir ortamda kendilerini bulma, tanıma yolculuğuna çıkıyor.

JEREMY PODESWA: TELEVİZYON SIKIŞTIRILMIŞ SİNEMADIR

Six Feet Under, Game of Thrones, Boardwalk Empire, The Pacific, True Detective, Station Eleven ve yeni çekilecek olan Blade Runner 2099 mini TV dizisinin Kanadalı-Amerikalı yönetmeni, yapımcı Jeremy Podeswa festival izleyicisi ve sinema öğrencileriyle film ve TV yönetmenliği hakkında çok önemli bilgiler paylaştı.

‘Hep kendime yakın, kişisel öyküler yaratmak istiyorum.Televizyonu sıradan, ortalama bir yayın aracı olarak algılamadım,sürekli yeni keşifler peşindeyim. Profesyonel yaşamım Eclipse,Five Senses filmlerinden sonra değişti, sinema sektörü beni keşfetti. HBO kanalından teklif aldım, bu kanal sinema sanatına yakın, televizyon-sinema arasında duran farklı bir yayın aracı. Karmaşık anlatımlı,karakter odaklı yapımlar üretiyor. The Wire, Sex and the City,Six Feet Under gibi şovlar yaparak televizyon endüstrisinin yeni sesi olmak istiyor. Bu girişime atılım diyemeyiz ama öteki kanallara göre farklı bir yaklaşım içindeler’ diyen Podeswa HBO’dan ilk önerinin Six Feet Under’ın yapımcısından geldiğini, dizinin bazı bölümlerini yönettiğini belirtti.

Kendi dizilerini yazıp yöneteceğini düşünen sinemacı Toronto’dan Los Angeles’a taşındı. Çok fazla yönetmenle çalışmayan kanal Podeswa’nın vizyonunun genişlemesi için ona Carnivale, Rome, Boardwalk Empire gibi büyük yapımlarda görev verdi. Film yönetmenliği ve TV yönetmenliği arasındaki farkı Podeswa şöyle tanımladı: ‘Televizyonda misafir gibisiniz. Tüm kararları başka biri sizin yerinize alıyor. Dizilerin anlatım diline sadık olmalı, ritmine saygı duymalı aynı zamanda yeni, taze bir katkı sunmalısınız. Göreviniz misafir-ziyaretçi yönetmen olmak. Televizyon ailesinin parçası olmalısınız, bunu gerçekten istemelisiniz. Yaratım süreci size ait olmasa da çok çalışmalısınız.’

Kendini oyun yazarı olarak tanımlayan yönetmen senaristlerle birlikte dizinin atmosferini,tonunu bulmak için toplantılar ,görev dağılımları yapıldığını açıkladı. TV yönetmenlerinin özel bir bütçe ve oyuncu kadrosu kurma hünerlerinin olması, oyuncunun görünüşünden çok içsel enerjisini, performansını değerlendirmeyi, kameranın görüp yönetmenin göremediği ayrıntıları dikkate alması gerektiğini açıklayarak ‘Televizyon sıkıştırılmış sinemadır’ dedi.

Martin Scorsese’nin Boardwalk Empire dizisinin çektiği bölümlerden sonra bir bölümü yönetmesi istenince Podeswa diziyi hiç izlemediğini, son bitmeyen bölümü izlemek için Scorsese’nin ofisine gittiğini, fantastik, çok güzel bir bölüm, Scorsese’nin 33 çekim günü, 35 milyon dolar bütçesi olduğunu, onunsa 10 çekim günü, 10 milyon dolar bütçeye sahip olduğunu öğrenince paniklediğini, dizinin aynı atmosferi, stili tutturması gerektiğini belirtti.

İnsanların pazar akşamları evde oturup yeni bölümü izlediklerini, bin diziyle yüz farklı platformla deneyimin çokta özel, çok fazla seçeneğin iyi bir şey olmadığını,tüm dünyanın aynı anda aynı Game of Thrones bölümü izlediğini açıkladı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx